Kiziroğlu Mustafa Bey Hakkında

Bilal  Aksoy         

6 Ocak 2015/ İzmir     

      Osmanlı İmparatorluğu’nun en fırtınalı dönemlerinden biridir XVI. yüzyılın sonları.  Genellikle güç ve hakimiyet sağlamak için, kimi zaman da devlet otoritesine karşı Anadolu’nun dört bir yanında çeteler oluşturulmuş ve bu çeteler de çoğunlukla çete reisinin adıyla anılır olmuştur. Bunlar bir tür sosyal isyancılardır. Bu yüzyılın başından beri Safeviler üzerine düzenlenen seferler Osmanlı devlet nizamının prestij kaybına yol açmıştır. “İmparatorluk XV. yüzyılda nisbi bir rehavet içindeydi; XVI. yüzyılın başlarından itibaren de bu durum değişmeye yüz tutar. Özellikle Türkmen kökenli ve göçebe boylar ağır bir ekonomik bunalıma sürüklenir. Bunun yanında, Doğu’daki köylü kitlelerinin de durumları iç açıcı değildi. XV. yüzyıldan XVI. yüzyıla geçerken bir veba salgınıyla karşılaşılır. Akabinde kıtlık başlar ve 1496-1503 yılları arasında sürer. O arada ekmeğin fiyatı on iki kat artar. Yine aynı şekilde 1488 yılında 800 dirhemi  bir akçe değerinde bulunurken, bu kez 50-60 dirhemi bir akçe değerine düşer”(1).  Bu koşullar içinde eşkıyalık faaliyetlerinde de bir artış görülmektedir. Bununla birlikte, tüm eşkıyaları da aynı düzeyde değerlendirmemek gerekir. Öyle ki, haksızlığa yönelenlerin yanı sıra hak ve adalet yanlısı eşkıyalar da var olmuştur. Popülaritesi artan eşkıyalar çoğunlukla  hak ve adalet duygularıyla yola çıkan eşkıyalardır.  Köroğlu Ruşen ve Kiziroğlu Mustafa genellikle bu yönleriyle ün salmışlardır. E. J. Hobsbawm “Bandits” (Eşkıyalar)  adlı eserinde şu görüşleri öne sürmektedir: “…eşkıyalık, ekonomik krizin görüldüğü ve halkın çok yoksul düştüğü dönemlerde yaygınlaşır. (…) Gerçekte eşkıya halkını hiçbir zaman terk etmez. Çoğunlukla kendi köyüne, akrabalarına yakın yerlerde yaşar. (…) Erdemli eşkıya adil bir kişi olduğuna göre, adaletten yana olan hiçbir varlıkla, ister ölümlü ister ölümsüz olsun çelişkisi olamaz”(2).  Bu cümleden olarak,  yıllardır bir anonim kahramanlık türküsünün nağmeleri kulaklarda yankılanmaktadır: “Kiziroğlu Mustafa Bey/Bir beyin oğlu/Zor Beyin oğlu” diye. Bu bağlamda, Kiziroğlu Mustafa Bey, hangi yörede, ne zaman yaşamış; etkinlikleri ve akıbeti  ne olmuştur? Bu soruların karşılığını araştırmayı esas aldık bu yazımızda. Önce  söylentilerle değil, belgelerle Kiziroğlu’nun kim olduğunu belirlemeyi uygun görüyoruz.  Bunun için, 1595-1640 yıllarına ilişkin Kemahlı Vardapet Grigor’un  “Celali İsyanları”nı konu  edinen “Vakayiname”sinden aktarmalarla Kiziroğlu’nu  tanıyalım: “1591 yılında Gezir-oğlu nâmında bir kürd türedi. Bu adam, Divrik ve Kemah dolaylarında bulunup (…) Dost-Ali köyünden idi. (…) Gezir Ağa’nın etrafa yayılan şöhreti İstanbul’a kadar  ulaştı. Bundan haberdar olan Sultan Murad, bütün paşa ve beylere, bu adamı her hangi bir suretle muhakkak yakalayıp İstanbul’a göndermelerini emretti. Askerler uzun bir arama ve tâkibden sonra, Gezir-oğlu’nu (…) yakaladılar ve İstanbul’a götürdüler. Gezir-oğlu deveye bindirilmiş olduğu hâlde üzerine neft dökülerek yakıldı, kâhyası da çengele vuruldu. Böylelikle, ikisi de feci ölümle ortadan kaldırıldı”(3).  Buradan da anlaşılacağı gibi Kiziroğlu Mustafa bir Celali lideri idi. Vardapet Grigor , ayrıca Kürd Mahmut ve Kürt Çakı-oğlu Kaya başta olmak üzere bir kısım isyancı Celali liderlerine ilişkin bilgiler verirken isyancıların imhasından dolayı memnuniyetini ifade ederken Bab-ı Ali’den yana tavır belirlemektedir. DTCF  tarih profesörlerinden rahmetli Mustafa Akdağ “Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası” adlı kitabında Celali İsyanlarını aktarırken şu tespitlerde bulunmaktadır: “Malatya ve Sıvas taraflarında Kiziroğlu Mustafa, Maraş’ta Emrullah gibi âsiler, kendilerinden evvel misalleri yok denecek derecede kuvvetli, her biri birkaç bölüğe sahip ve geniş sahalara kadar adları ve bölükleri yayılmış birer celâli başbuğu olup, Karayazıcıoğlu ile başlayan Celâli Ayaklanmalarının ünlü şeflerinden hiç de geri değillerdir. Bilhassa Kiziroğlu Mustafa ve Cebbarkulu, çok uzun bir şekavet hayatı sürerek, bir çok çavuşları ve yüksek timar erbabını emirlerinde bölükbaşıları olarak toplamışlardı. Kiziroğlu Mustafa’nın, çavuşlardan ve timarlardan mazul kimselerden ibaret olan bölükbaşıları, Malatya’dan Kayseri, Kırşehir ve Niğde’ye kadar olan geniş bir alana yayılmışlar, kendisi öldükten sonra da adına celâlilikte devam etmişlerdi”(4). Kiziroğlu Mustafa Bey ile ilgili olarak  Başbakanlık Arşivi Mühime Defterlerinde fermanlar bulunmaktadır. Bu fermanlardan 28 Cemaziyelâhir 996 Çarşamba günü (25 Mayıs 1588) tarihli olanında şu ifadeler yer almaktadır:  “Mukaddema Arapkir Sancağı Beyi Ömer Beye Hüküm ki: Malatya ve Divriği ve Arapkir kadıları südde-i saadetime mektup gönderip, zikrolunan sancaklar birbirine muttasıl olup, liva-yi Arapkir’de Geziroğlu demekle mâruf Mustafa nam reis-i eşkıya ki, ikiyüz elli miktarı kahr ile ekrad (Kürtler BA) taifesini cemedib, sancak beylerini ve zuema ve erbab-ı timar teveccüh ettikleri vilâyeti hâli kılub Diyarbekir ve Erzurum ve Sivas ve Halep ve Maraş uburlarında ebna-yi sebile katl ve erbabın ve emsallerini nehb ü garet, reaya ve berayaya salgun salub ve ehl ü iyallerin çeküb bu makule zulm ü taaddinin nihayeti yoktur. Mezkȗr haramzâde üç dört sene……olalı vilâyetten nice kimesneler celâ-yı vatan etmişlerdir. Senin içün sabıka Arapkir Sancağı Beyi olub Malatya’nın kadimi ocağ erlerinden olub, vilâyetinin her veçhile ehl-i vukufu ve bu makuleleri ele getirmeğe kadirdir deyü arz ettikleri ecîlden bu sene sen Malatya ve Divriği ve Arapkir sancakları muhafazasına kalmanı emr idüb buyurdum ki: vusul buldukda bu sene sen Malatya ve Divriği ve Arapkir sancakları muhafazasına kalmanı eğer zikr olan … … gayr yarar her ne veçhile mümkün ve mutasavver ise asla ve kat’a mecal vermeyüb, muhafaza-i sipahiler lâzım gelür ise eminleriyle varub, eye getürüb, kahr ü şenaatları şer’ ile sabit olub mücrim olanların haklarından gelüb, südde-i saadetime sicilleri ile arz eyleyesin. Bilcümle bab-ı muhafazada bir veçhile mucidd ve mukdim olasın ki, eyyam-ı adaletinde reaya ve beraya şer ve şurundan emin olub, dua-yı devam-ı ömr ü saltanatın ed’iyesine an samim-ül bâl müdavemet iştigalli olalar”(5).  İkinci bir ferman ise  1 Zilkade 996 (22 Eylül 1588) tarihini taşıyıp  “ Sıvas Beylerbeyisi kaimmakamlığına yazılmış” ve şu tespitlerde bulunulmuş:   “ Kiziroğlu demekle maruf…… ebna-yi sebile hasaret ve garet ve reayaya ihanet idüb, buyurdum ki : Varlıkda bu babda ziyade ihtimam idüb, merkum Kiziroğlu’nu her kande ise haber alub ve dahi muhafazada olan sipahiler lâzım gelürse eminleri muaveneti ile bilcümle hüsn-i tedbir ve tedarik idüb, elbet ele getürüb…” buyruklarıyla daha önce yerine getirilmesi gereken emirler yineleniyordu(6). Bir diğer ferman 10 Recep 997 Perşembe günü gönderiliyordu. Günümüz takvimine uyarlarsak 25 Mayıs 1589 tarihli olan bu ferman yine birtakım emirleri ihtiva ediyordu: “Südde-i saadetimde Rakka’ya varub gelince yol üzerinde vaki olan Beylerbeyi ve Sancak Beylerine ve Kadı’larına hüküm ki: Bundan akdem kutta-i tarik olub ehl-i fesad olan Ceziroğlu demekle meşhur olan şaki, on nefer âdemleri ile ele getirüldüğü ilâm olunmağla mezbur mukayyed  ve mahfuz kangınızın taht-ı kazasına dahil olur, herbiriniz bizzat mukayyed olub taht-ı hükümlerinize dahil olundukda, eğer sipahi ve yeniçeri ve hisar erleridir, mezburları kifayet mikdarı yarar ademler koşub, emin ve salim herbirinize ulaştıkda tutub götürdüğünüz ademlere muhkem tenbih ve tekid eyleyesin ki merazil ve menahilde gaflet olınmaya. Mezburlardan bir ferd firar eylemeye, şöyle ki : el iyazi billahi asla özrünüz makbul olmayub, ana olacak ukubet ol gaflet edenlere icra olunub, ana göre mukayyet olasız”(7).  Bu fermandan ayrı olarak tarihi karalanmış olan bir başka fermanda da yine konu Kiziroğlu Mustafa Bey idi: “Malatya Sancağına ve Şam kadısına hüküm kü : Sen ki südde-i saadetime  mektub gönderub kaza-i mezbura tâbi …… nam karyeden Ali bin Kelp İlyas nam kimesne kıta’ olub,…..baid-i vukuundan akdem siyaset olunan Gaziroğlu’nun yoldaşlarından olub, katl eyledikleri Abdullah nam Kadı’nın elin ben kat’ ettim’ deyü ikrar eyledüğü sicil olunub, sabıka Malatya’da celali şeklinde başkaldırıb Türkman Halebi Sancağı Beyi….. evleri basan eşkiyaya serdar olduğu zahir olmağın haklarından gelmek içün…….” diye devam etmektedir(8). Görüldüğü üzere bu belgelerde Kars adı değil Arapkir, Divriği ve dolayları belirtilmektedir. Kiziroğlu’nun 1589 yılında yakalanarak İstanbul’a götürülüp başı kesilerek idam edildiği iddia edilmektedir. Yine aynı kaynaklara göre, Kiziroğlu’nun Rakka civarında yakalandığı yerine arkadaşlarından İlyasoğlu Ali’nin geçtiği ve onun dahi Gence’de yakalanarak başının kesildiği nakledilmektedir. Selaniki tarihinde İlyasoğlu Ali ile ilgili anlatımlar yer almaktadır. İlyasoğlu Ali’nin Safevi saflarından Osmanlıya sığındığı, kendisine sancak beyliğinin verildiği, bundan öte Gence ve Karabağ Beylerbeyi olduğu  belirtilmektedir(9.) Mustafa Akdağ da bu durumu aktarmaktadır(10). Ünü Anadolu’nun dört bir yanına yayılan Kiziroğlu Mustafa’nın isyan hareketi uzun süre devam etmiş;kendisinin öldürülüşünden sonra da Niğde, Kırşehir, Kayseri, Malatya yörelerinde taraftarları isyan hareketini sürdürmüştür(11). Öte yandan, Tebriz’li Arakel tarafından 17. yy.’da yazılan tarih kitabında Köroğlu, Kiziroğlu Mustafa Bey’in dostu olarak aktarılmaktadır(12). Prof.Dr.Faruk Sümer, Kiziroğlu’nun 1584 yılında Malatya ve Sivas dolaylarında 250 kişilik Kürt aşiret mensubunu yanına alarak isyan ettiğini aktarmaktadır(13). Dikkati çeken bir durum var ki, o da Kiziroğlu adının kaynaklarda farklı şekillerde yer almasıdır. Söz gelimi, Mühimme Defterlerindeki fermanlarda Gezir ya da Kizir olarak aktarılmışken, bir kısım rivayetlerde Kızır şekliyle ifade edilmektedir(14). Kars dolaylarında kimi zaman Kriz olarak nakledildiği görülmektedir(15). Kiziroğlu’nun halk arasında efsaneleşmesi nedeniyle birçok rivayetin anlatıldığı belirlenmektedir. Bu rivayetler, daha çok Türk Folklor Araştırmaları adlı derginin muhtelif sayılarında yayımlanmıştır. Bu halk anlatımlarını adı geçen dergide Nejat Birdoğan (16), Mehmet Gökalp (17-18) ve Muhsin Köktürk aktarmışlardır(19). Kiziroğlu da dostu ve yandaşı olan Köroğlu gibi Celali İsyanlarının elebaşıları idi. Bu isyancıların ortak özellikleri hak ve adalet duygusuyla hareket etmeleriydi. Bu açıdan, Köroğlu’nun babası olan Yusuf’un oğlu Köroğlu’na yaptığı nasihat dikkati çekmektedir: “1. Irz düşmanı olmayacaksın, 2. Zenginden insaflı olarak alacaksın ve fukaraya dağıtacaksın, 3. Haksız yere kan dökmeyeceksin, 4. Zayıf ve hasta olanlara her zaman yardım edeceksin, 5. Kuvveti senden aşağı olanlarla boy ölçüşmeye kalkmayacaksın”(20). Celali önderlerinin bu yöndeki nasihat ya da öğütlere bağlı kaldıklarını söyleyebiliriz. Görüldüğü üzere, Celali liderleri genel olarak Kiziroğlu ve Köroğlu gibi sosyal adaletsizliğe baş kaldırmış birer halk önderi olarak algılandıkları ve benimsendikleri için yiğitlik ve kahramanlık sembolü olmuşlardır. Osmanlı devletinin aslına yabancılaşma sürecine başlamasıyla bu isyanların belirmesi dikkati çekmektedir. Köroğlu, Kiziroğlu ve diğer birçok Celali liderlerinin, Şah İsmail başta olmak üzere İran yönetim erkiyle, Safevi devlet erkânıyla dayanışma içinde oldukları kaynaklarca doğrulanmaktadır.

 

                                                                                                                                             

 KAYNAKÇA

 

(1) Bilal Aksoy, “Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli”, Yorum Yay., Ankara 1985, C.I, s.177.

(2) E. J. Hobsbawm, “Sosyal İsyancılar”, Çev. Necati Doğru, Temmuz 1973; s.19,46,52.

(3) Hrand D. Andreasyan, “Bir Ermeni Kaynağına Göre Celâli İsyanları”, İÜEFTD, C.XIII, S. 17-18 (Mart 1962 – Eylül 1963), s.34-35.

(4) Prof.Dr.Mustafa Akdağ, “Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası”, Ankara 1975, s.317.

(5) Başbakanlık Arşivi Mühimme Defteri, No:64, Sıra No:581 (akt. İbrahim Aslanoğlu, Kiziroğlu Mustafa Bey,  FÜ Fırat Havzası Folklor ve Etnografya Sempozyumu 24 – 27 Ekim 1985, Elazığ 1992, s.7)

(6) Başbakanlık Arşivi Mühimme Defteri, No: 64, Sıra No:326 ( İ.Aslanoğlu, 7).

(7) Başbakanlık Arşivi Mühimme Defteri, No:64, Sıra No:117( İ.Aslanoğlu, s.7-8).

(8) Başbakanlık Arşivi Mühimme Defteri, No:72 (İ.Aslanoğlu, s.8).

(9) Selâniki Mustafa Efendi, “Tarih-i Selâniki (971-1003/1563-1595)”, C.I, TTK Yay., 1999 Ankara. Celali İsyanlarıyla ilgili bkz. III. Murad Devri Olayları, s.100-432.

(10) Prof. Dr. Mustafa Akdağ, age, s.317.

(11) Prof. Dr. Mustafa Akdağ, agy.

(12) “Collection d’historiens Armeniens Arakel de Tauriz, XVII. siecle Livre d’historiens”, çev. M.Brosset, St.Petersburg 1874, C.I, s.310-311.

(13) Prof.Dr. Faruk Sümer: “Köroğlu, Kiziroğlu Mustafa ve Demircioğlu ile İlgili Vesikalar”, Türk Dünyası Araştırmaları, S.46, s.36 (belge no:10).

(14) A. Berat Alptekin, “Köroğlu Hikâyesi’nin Bolu Beyi kolundaki Milli ve Beynelmilel Motifler”, Köroğlu Semineri Bildirileri, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1983, s.34.

(15) Nejat Birdoğan, “Kiziroğlu Mustafa Bey ve Köroğlu Üzerine”, Türk Folklor Araştırmaları, S.281 (Aralık 1972), s.6497.

(16) Nejat Birdoğan, agy.

(17) Mehmet Gökalp, “Köroğlu Kollarından Kiziroğlu Mustafa Kolu”, Türk Folklor Araştırmaları, S.103 (Nisan 1958), s.1646.

(18) Mehmet Gökalp, “Kiziroğlu ve Köroğlu”, Türk Folklor Araştırmaları, S.279 (Ekim 1972), s.6445.

(19) Muhsin Köktürk, “Kiziroğlu Mustafa Bey”, Türk Folklor Araştırmaları, S.278 (Eylül 1972), s.6431.

(20) Ferruh Ersunar, “Köroğlu”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1963 Ankara, s.27.