Fırat Adına Dair

    Mezopotamya’nın iki büyük ırmağından biri. Ayrıca, Malatya merkeze bağlı bir köyün adı. Fırat Irmağı Küçük Asya’nın doğusundan kaynaklanarak uzunca bir yer işgal etmektedir. Sumerliler bu ır­mağa id-Arad (Sumerce id: ırmak) der­ken; Akkadca ve Asuricede Purattu, İbranice Perath ve Süryanice Burat, Eski Farsça Ufratu ve Orta Farsça Frat denmiştir. Fırat, Arapçada al-Furat olarak yer alırken İlk Çağda ünlü Yunan tarihçisi Herodot Eufrates adıyla bu ırmaktan söz etmektedir. Öte yandan,  Süryanice burat sözcüğü ‘sel’ karşılığında ifade ediliyordu. Nedeni de, söz konusu akarsuyun tarih boyunca taşarak sel baskınlarına yol açması idi. Nuh Tufanı da Fırat Nehri’nin taşmasından kaynaklanmıştır. Bkz. Bi­lal Aksoy, Çağdaş Bilimlerin Işığında Nuh’un Gemisi ve Tufan, 1987 Ankara. Bazı kaynaklar Sumerlilerin bu ırmağı Bu-ra-nu-nu adıyla da andıklarını aktarmaktadırlar. Bu sözün aslının Bura-nun olduğu da benimsenmektedir. Buna göre, Sumerce bura ‘su kabı’, nun ise ‘büyük’ demektir. Oysa, bana öyle geliyor ki, bu­ru (çukur kap) ve nun (büyük) ifadelerine dayanılarak – Fırat Nehri’nin kimi yerlerde çok derin vadilerden geçmesine dayalı ola­rak – adlandırılmış olabilir. Bu adın, Bura(nehir)nuna(büyük) biçimi de kimi etimologlarca benim senmektedir. Ayrıca, Sumercede buru sözcüğü ‘kaynak, akarsu’ olarak da benimsenmiştir. Diğer bir açıdan, Sumer mitolojisinde Hu-bur cehennemdeki bir ırmağın adı idi. Sogdlar cehennem karşılığında tamu sözcüğünü kullanıyorlardı. Tamu sözcüğü, eski Türk lehçelerine intikal etmişti. Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğünde de ‘cehennem’e tamu denmektedir. Beri yanda, Sumerce bur sözcüğü ‘akarsu, ne­hir’ karşılığında idi. Bu nedenle, Sumerliler Mezopotamya’ya BUR.BUR.Kİ; Babilliler Fırat nehrine Nâru Purattu diyor­lardı. Sumerlilerin BUR.BUR.Kİ (Mezopotamya) yer adındaki Ki son eki ‘yer, yurt, bölge, yöre’ demekti. İki nehri belirtmek için de iki kez BUR (nehir) sözcüğü kullanılmıştır.  Asurlular ve Akkadlılar adı geçen nehir için aynı ifadeyi kullanmışlar. Hititçe nâr ve Akkadca nâru sözcükleri ‘nehir’ demekti.  Alman Doğu bilimci Prof. Fritz Hommel (1854-1936), Purattu adının eski biçiminin Purantu olduğu kanısında­dır. Bkz. F. Hommel, Ethnologie und Geographıe des Alten Orients, 1926, s.263. Fritz Hommel; Eski Mısır ve Babil kültürleri, Yakın Doğunun tarihsel coğrafyası, çivi yazılı tabletlerin çözümü üzerine kayda değer çalışmalar yapmıştı. Fritz Hommel, 200 Sumerce-Türkçe kelime üzerine de bir araştırması bulunmaktadır. Öte yandan, Purantu ya da purattu adı Asuricede ‘çok geniş’ karşılığında idi. Öyle anlaşılıyor ki, Fırat Nehri‘nin geniş bir mecraya sahip oluşu böyle bir adlandırma­ya neden olmuştur. Bir olasılıkla, Akkadcadaki pura ön eki ile Kürtçedeki fere (ge­niş) sözcüğü arasında köken birliği olabi­lir. Çivi yazılı kitabelerin çözülmesiyle bir­likte, Elamcada Fırat Nehri için Upratu ve Eski Farsçada Hufratu adlarının ifade edildikleri belirlenmiştir. Eski Farsçada hu ön eki ‘alabildiğine, çok’ , fra ise ‘geniş’ karşılığında biliniyordu. Bu tak­dirde. Hufratu adı ‘alabildiğine geniş’ diye biliniyordu. Zira, bugünkü Kürtçede dahi fere (geniş) sözcüğüyle kar­şılaştığımı yukarıda da belirtmiştim. Ünlü arkeolog Rawlinson ise Pehlevicede de Fırat biçiminde ver eden Ufratu adındaki U ön ekini Grekçedeki eu (iyi) sözcüğüyle açıklarken fratu‘yu ise Eski Farsçadaki fravana (yol) sözcüğüyle birleştirerek, ‘iyi geçitli ırmak’ olarak açıklamaktadır. Kürtçedeki bır (geçit, akarsu geçidi) sözcüğü bu bağlamda ilişkiye açıktır. İlk Çağın ünlü Yahudi yazarlarından Flavius Josephus (IS. 37-95) bu ırmak için kullanılan İbranice Perath adını İbranicedeki pârad (yayılmak, dağılmak) sözcüğüne bağlayıp, ‘yayılmış ırmak’ olarak karşılamaktadır. Süryanicede Fırat Nehri karşılığında kullanılmış olan Burat adının anlamı farklıdır. Süryanice Burat (sel) sözcüğü diğer Semitik Dillerden Arapça bir (kuyu) ve İbranice bar (kuyu) sözcükleriyle aynı kö­kene dayanmış olabilir. Keltçede bior, Sanskritçede var, vari sözcükleri ‘nehir’ demektir. Farsçada ve Kürtçede baran (yağmur) sözcüğünü de bu açıdan ilişkili kılabiliriz. Asurlular bir ara bu ırmağa Napişti Mâti ( vatanın ruhu) demişlerdi. Öte yandan, Berlin Üniversitesi Doğu arkeolojisi Profesörü Doğu bilimci Ernst Emil Herzfeld (1879-1948), Puratu adının ‘ırmak’ karşılığında ifade edildiğini aktarmaktadır. Ernst Emil Herzfeld, Mezopotamya, Fırat ve Dicle nehirleri arkeolojisi, eski İran uygarlıkları ve Zerdüştilik üzerine kapsamlı çalışmalarda bulunmuştu. Aynı zamanda Mimar, sanat tarihçisi ve arkeolog olan Herzfeld, Persepolis kazılarına iştirak etmekle birlikte, Samarra kentini başlıca ilgi alanlarından saymıştı. Oysa, Herzfeld’in savı tartışılabilir. Çünkü, bizzat Purattu sözcüğünün Sumerce id (ır­mak) –arad (Arad Irmağı) sözcükleriyle ilişkisi göz ardı edilmemelidir. Beri yanda, Eski İran lıların Fırat Irmağı’nı Hufratav olarak adlandırmaları dikkati çekmektedir. İranoloji, İndoloji ve Eski Hind-Avrupa Dilleri uzmanı olan ünlü Alman Doğu bilimcisi Friedrich Christian Leonhard Bartholomae (1855-1925) de bu yönde görüş beyan etmektedir. Bkz. Altiranisches Wörterbuch (Strassburg 1904; Berlin 1961). Eski Farsça hu ön eki ‘iyi, güzel’ demekti. Bu sözcü­ğün eski Yunanlılardaki eu-frates adında belirdiği ve Eski Yunanca eu– ön ekinin de ‘iyi, güzel, kut­sal, temiz, arı’ karşılığında telaffuz edildiği anlaşılmaktadır. Oysa, bana öyle geliyor ki, bu ön ek hem ‘su’yu hem de ‘arı’ ve ‘temiz’ oluşu ifade ediyordu. Gözlemlediğimiz bir kısım su ile ilgili yer adlarında geçen eh/ev/efli seslerinden oluşan ekler de bu açıdan örneklenebilir. Fra, bra, ara, ar ön ekleri de ‘su’, ‘akarsu’ ya da bunlarla ilgili sözcük­leri içermektedir. Eski Farsçadaki Hufratav adındaki –av son eki günümüz Kürtçesinde de ‘su’ karşılığındadır. Bu cümleden olarak, her halk daha önce belli bir karşılığı olan sözcüğe ya da yer adına kendi dilinde de yine aynı karşılıktaki sözcüklerini eklemişlerdir. Fırat adında da bu durum açıkça görülmektedir. Bu açıdan, ‘su’ ya da ‘akarsu’ karşılığındaki Ara(d)/Fra(t) köklerine  tekrar av(su) sözcüğü eklenmiştir: Türkçedeki darağacı sözünde olduğu gibi. Farsça/Kürtçe dar (ağaç) sözcüğü tekrar Türkçe ağaç sözcüğüyle birleştirilmiştir. Fransızcadan aldığımız nüans (<Fr. nuance :fark) sözcüğüne tekrardan Arap çadan Türkçeye geçen fark  sözcüğünü ekleyerek nüans farkı (fark farkı!) demişiz. Bununla birlik­te, Yunanca   eu-frates adındaki eu ön ekinin ‘su’ karşılığında ifade edilmiş olması daha baskın bir olasılıktır. O nedenle, eu ön ekinin  ‘iyi, kutsal, güzel’ karşılığında eklendiğini iddia etmek için daha çok delillere ihtiyaç görülmektedir. Buradaki eu sözcüğünün Aryen Dillerden Fransızca  eau (su) sözcüğü ile aynı kökene dayanması mümkündür. Fırat Nehri‘nin farklı ifade edilişlerine bir başka örnek daha var. Bu bağlamda, Ermeniler Fırat Nehri‘ne Yeprat diyorlardı ve bir zamanlar Suriye’nin Halep kentinde Yeprat adıyla gazete yayımlamışlardı. Buna mukabil, Anadolu’nun başta Elazığ olmak üzere bir kısım kentlerinde de Fırat ve Yeni Fırat adlarıyla süreli yayınlar yayımlanmıştır. Bir de giderek artan miktarda Fırat şahıs adlarıyla karşılaşmaktayız.

 

Bilal  Aksoy     

2001 / Bodrum