Beypazarı Adı ve Tarihçesi

    Ankara’nın ilçesi. Germiyanoğullarından Yakup Bey’in veziri Dinar Hezar tarafından Bizanslılardan alındığı söylenmektedir. Bu nedenle, bu kasabaya önceleri Beyhezarı denildiği; buradan da zamanla Beypazarı adının türediği rivayet edilmektedir. Bir kısım kaynaklar Germiyanoğullarını Kürt orijinli olarak belirtmektedirler. Buna da dayanak olarak, Kuzey Irak’taki Kürtçe konuşan Germiyan aşireti ve onun yaşadığı Germiyan bölgesini göstermektedirler. Aynı kaynaklar, bu nedenle Ankara da dahil İç Anadolu ve Ege bölgesinin tümünü kapsayan ve büyük bir beylik oluşturan Germiyanoğullarının Türkleştiğini öne sürmüşlerdir. Bu tartışma bir yana, Beypazarı yöresinde Anadolu tasavvuf kültürünün geliştiğini de belirtmeliyiz. Anadolu’da Türk kültürünün en etkili yayıcıları olan tasavvuf şairlerinin bu yörede de etkili olduklarını belirlemekteyim. Türk Dili, bu seçkin şairlerin marifetiyle Anadolu coğrafyasında kökleşmiştir. Bu bağlamda, Beypazarı’nın Alevi köylerinden biri olan Kabaca köyünde Kaygusuz Musa’nın müridi olan Kaygusuz Abdal’ın türbesi bulunmaktadır. Kaygusuz Abdal’ın Bayramiye tarikatı mensubu olduğu söylenmektedir. Bayramiye tarikatı, Ankara’ya gelip yerleşen Horasan evliyası Hacı Bayram-ı Veli tarafından temellendirilmiştir. Öte yandan, Osmanlılar döneminde Beypazarı çok kültürlü bir yapıya da sahipti. O nedenle, Osmanlılar döneminde Beypazarı‘nın bir mahallesi Ermeniler adını taşıyordu. Beypazarı Ermenileri daha çok ticari faaliyetlerde bulunuyorlardı. Mutfak kültürleri de tıpkı Germiyanoğullarında olduğu üzere ileri düzeydeydi. Bu açıdan Beypazarı, Ankara’nın ilçeleri arasında önde gelen bir konuma sahiptir. Telkari (tel işçiliği) geleneği de Mardin ve Diyarbakır dolaylarındaki Süryani ve Ermenilerde olduğu üzere Beypazarı’nda da devam ettirilmektedir. Tarihsel olarak da Beypazarı, İpek Yolu üzerinde bulunuyordu. Önceleri Lagania ve Anastasiopolis adlarıyla biliniyordu. Bugünkü, Beytepe Mahallesi’nin bulunduğu yer önceki yüzyıllarda ormanlık idi. Beyhezarı adının zamanla Beypazarı adına dönüştüğü yaygın bir iddia olarak yer etmiştir. Buna göre, Beytepe mahallesinde Cuma günleri pazar kurulmasına dayanılarak Beypazarı denildiği aktarılmaktadır. Ayrıca, Evliya Çelebi, Beypazarı‘na halk arasında Bebekbâzarı da denildiğini; fakat, asıl adının Beğbazârı olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, bir kısım eski Batılı haritalarda Beypazarı adı yerine Beba Sar  adı geçmektedir. Sar, Ermenicede ‘dağ’ karşılığındadır. Bir olasılıkla, Beba Sar’ın Baba Sar(Baba Dağı) olması mümkündür.  Bu adlandırma da Beypazarı’nın dağlık konumuna uygun düşmektedir. Öte yandan, Evliya Çelebi’nin kulaktan dolma bilgilerle yer adlarını biçimlendirdiği gözden ırak tutulmamalıdır. Beypazarı’nın İlk Çağdaki bilinen ilk adı Lagania olarak belirtilmektedir. Oysa, Lagania; Beypazarı’nın bugünkü Dikmen köyüne lokalize edilmektedir. Lagania adının, Luwilerin diliyle ilişkilendirilerek farklı yorumlanmasına katılmıyorum. Gerek Beypazarı ve gerekse Lagania antik kenti tıpkı bir leğenin içindeymiş gibi bir topoğrafik yapıya sahiptirler. O nedenle, Yunanca lekani (leğen) sözcüğüyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bkz. Faruk Tuncay-Leonidas Karatzas, Türkçe Yunanca Sözlük, Atina 2000, s.470. Lakania adının Eski Yunancada ‘leğen gibi yer’ karşılığında telaffuz edildiği görüşündeyim. Lagonia, Lakonia ya da Lakania adı ile bilinen mevki bugünkü Beypazarı merkeze 20 km. kadar mesafedeki  Dikmen köyüdür. Beypazarı’na bağlı olan Dikmen köyü bu açıdan arkeolojik öneme de sahiptir. Lagania, aynı zamanda bir piskoposluk işlevine haiz olmuştur.  Beypazarı yöresi, İS.VI.yy.’a kadar Lagania adıyla bilinirken, İS. 491-518 yılları arasında Doğu Roma/Bizans imparatoru olan Anastasios’un bu yöreye yaptığı gezi nedeniyle Lagania Anastasiopolis (Anastasios’un kenti) diye söylenegelmiştir. Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’in dedesi Gündüz Alp’in mezarı Beypazarı’nın Hırkatepe köyündedir. Kayı kökenine mensup olan topluluklar Mazgirt/Mecingert yöresinden Batı Anadolu’ya doğru yönelmişlerdir. Osmanlı döneminde Mazgirt yöresindeki bir nahiye Gündüz Alp’in adını taşımaktadır. Öte yandan, bu yöreyle ilgili aktarımlarda adı geçen Dinar/Zinar (kaya) Hezar (bin) hakkında farklı anlatımlarla karşılaşmaktayız. Germiyanoğulları konusunda kayda değer bir çalışma yapan Mustafa Çetin Varlık, Hezar Dinari (Bin Kaya) ile ilgili olarak şu aktarımlarda bulunmaktadır:  “Hezar Dinari, Selçuklu uç beylerinden olup 1234 (H.641) tarihli Kütahya’nın güneyinde Hıdırlık Tepesi denilen bir yerde mescid ve kitabesi vardır…” Mustafa Çetin Varlık, Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429), Sevinç Matbaası, Ankara 1974; s.45. Bu kaynakta belirtilen Hıdırlık Tepesi aslında Kütahya’daki Hıdırlık Tepesi’dir. Oysa, bu konu üzerine mevcut olan kaynakları incelediğimizde Hezar Dinari‘nin ya da Beypazarı adına daha uygun ifadeyle Dinar Hezari adının Beypazarı’nın Hıdırlık Tepesi ile de ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır. İpek Yolu üzerindeki Beypazarı, XVI.yy.’da Hüdavendigâr Livası’na bağlı idi. 7 Temmuz 2016 günü Beypazarı‘na yaptığım gezi sonucunda daha önceleri 13 Haziran 1994’de yazmış olduğum Beypazarı adı ile ilgili yazımı tekrar gözden geçirerek ekleme ve yenileme gereği duydum.

 

Bilal  Aksoy     

9 Temmuz 2016/Ankara